|
Yaşar OKUR tarafından yazıldı.
|
|
Cuma, 07 Ocak 2011 04:52 |
Yaşamaya Dair Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi meselâ, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani, o derecede, öylesine ki, meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut, kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin, hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, hem de en güzel, en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak, yani ağır bastığından.
1947
|
|
Son Güncelleme: Pazar, 06 Şubat 2011 17:27 |
|
|
Yaşar OKUR tarafından yazıldı.
|
|
Cuma, 07 Ocak 2011 04:35 |
|
Annabel Lee It was many and many a year ago, In a kingdom by the sea, That a maiden there lived whom you may know By the name of Annabel Lee; And this maiden she lived with no other thought Than to love and be loved by me.
|
|
Son Güncelleme: Salı, 08 Şubat 2011 08:14 |
|
|
Yaşar OKUR tarafından yazıldı.
|
|
Çarşamba, 06 Mayıs 2009 23:08 |
İşte geldik gidiyoruz Hoşçakal kardeşim deniz Biraz çakılından aldık Hoşçakal kardeşim deniz Biraz masmavi tuzundan Hoşçakal kardeşim deniz Sonsuzluğundan birazcık Hoşçakal kardeşim deniz Birazcıkta kederinden Hoşçakal kardeşim deniz Birşeyler anlattın bize Hoşçakal kardeşim deniz Denizliğin kaderinden Hoşçakal kardeşim deniz
|
|
Son Güncelleme: Salı, 08 Şubat 2011 08:15 |
|
|